VİCDAN VE DEVLET

Türkiye mademki Suriye konusunda ileri adımlar atmak istiyor Kürtlere Esad’a karşı güvenceniz benim burada özerk bir biçimde örgütlenmenize Türkiye’ye saldırmamak kaydı ile göz yumarım. ÖSO ile birilikte olmanız halinde sizi korurum da demelidir. O zaman sınır ötesine geçip tampon bölge kurmanın hem insani, hem de siyasal meşruiyeti olur.
Devletlerin vicdanı olmaz, devletler için idealizm diye bir soyutlama düzeyinden bahsedemeyiz çünkü devletler insan değildir, hatta devlet denen kurum bir canlı varlık bile değildir. O ölü bir varlıktır. Tek bir amacı vardır egemenliğini sürdürmek. Devlet aklı esasında temel olarak çıkarları esas alır. Çıkarlar ise devletin ölümsüzlük üzerine kurulu olan ebed müdded denilen varkalma anlayışına dayanır. Bu yüzden devletten vicdan beklemek ölüden konuşmasını istemek gibidir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti de geç bir ulus devlet olarak modern devletlerin ölümsüzlük ve makyevlliden beri süregelen kendi çıkarlarını ve kendi egemenliğinin sürdürülebilirliğini esas alan bir mantığa yaslanmaktadır. O yüzden ben kendi adıma devletin Kobani’nin adım adım boğulmasına seyirci kalmasını yardırgamıyorum. En nihayetinde TC’nin kendi siyasal amaçları ile PYD’nin siyasal amaçları birbiri ile uyuşumlu değildir. Devlet için esas olan kendi emperyal heyecanları doğrultusunda bölgede kendi bağlaşıkları üzerinden etkinliğini arttırmak ve jeopolitik egemenlik sahasını toprak olarak olmasa da siyasal olarak genişletmektir.

Rojova Düğümü

Türkiye Cumhuriyeti devleti en başından beri Suriye meselesine bu eksende baktı ve hala da buradan bakıyor. Bu bakımdan Rojova ile Türkiye arasında bir ters açı olduğu gerçektir. Türkiye devleti için Rojova’nın siyasal olarak sürdürülebilir olması demek kendi Kürtlerinin de büyük Kürdistan hedefi ekseninde mobilize olması ve kendi barış müzakere mantığı gereğince kimlik haklarının önemli bir bölümünü sağlayarak ileride de belki yerel yönetim reformu ile kısmi ve büyük oranda denetimli bir özerkliği kabul ederek PKK’yı silahsızlandırma hedefinin akamete uğraması demek. Rojova’da tutunan bir PKK çok doğal ki müzakere masasına büyük oranda kendi şartlarını kabul ettirecek bir güçle oturacaktı bunu kabul eden bir AKP’nin de ciddi oy kaybı yaşaması hatta belki de bir hükümet darbesi ile alaşağı edilmesi çok da imkansız olmayacaktı. Rojova baştan beri iki farklı anlayışın uyuşumsuzluğunun kurbanı oldu. Eğer Rojova da ÖSO ile bağlaşık Esad karşıtı ve Türkiye’nin şartlarına evet diyen uysal bir yönetim olsaydı Türkiye en hafifinden IŞİD’e göz yummaz ve yol vermezdi. Ama Rojova’da en büyük rakibi PKK eksenli bir yapılanma olduğunda hele de bunun federatif bir bağımsızlık içinde varlığını sürdürmesi ve bunun buradaki beklentileri de ateşlemesi Türkiye’yi Rojova’nın yok olması için şeytanla bile işbirliği yapmaya hazırım noktasına getirdi.

Rojova’ya yamuk bakan devletin neden Kuzey Kürdistan’a ya da Irak Kürdistan’ına sıcak baktığı söylenerek bunun çelişkisine değinenenlere de aynı reel politik içinde cevap verilebilir. Türkiye kendisine dost olan, dünya görüşü olarak daha yakın olan, kendisine hiç bir biçimde olumsuz bakmayan Barzani yönetimindeki Kuzey Kürdistan’a her bakımdan jeostratejik bakıyor.Kürdistan yönetimi ile kurulacak ilişkilerde de iki kerteriz noktası var birincisi petrol, ikincisi ise PKK’ya karşı rakip Kürt lider olarak görülmesi. Yani AK Parti yönetimindeki Türkiye kendi Kürtlerine diyor ki bakın Barzani’ye onu lider kabul edebilirsiniz ve ben de onun bağlaşığı olduğumdan bana oy verebilirsiniz. Daha ötesi Türkiye Kürdistan ile ilgili resmi politikaya aykırı düşecek biçimde bakıyor. Kürdistan ile Türkiye’nin bütünleşmesine de sıcak bakıyor. Kendi Kürtlerinin Kürdistan özleminin de böylelikle giderileceği düşüncesinde. Kısacası Türkiye’nin Kürt fobisi değil PKK fobisi var ki bu da anlaşılabilir bir durum

Öcalan ve Barzani Arasında Emperyal Ufuk Bakımından Fark Yok

Ancak Türkiye devletinin anlamadığı ya da güvensizlik nedeni ile anlamak istemediği nokta Öcalan’ında Türkiyeye’ye Bölgenin ağası, abisi olmak istiyorsan önce biz Kürtler ile barışmalısın mesajı verdiğidir. Ancak bu barış düşünüldüğü gibi sadece kimlik haklarını değil siyasal hakları da içeriyor yani Öcalan Türkiye’nin Barzani’ye tanıdığı hakları kendilerine de tanımasını direkt değil dolaylı yoldan Rojova üzerinden iletiyor. Tam da bu yüzden Türkiye’deki Kürtlerin ağız birliği etmişçesine Kobaniniyi çözüm sürecinin bir parçası sayıyorlar.

Lakin PKK’nın çelişkisi de şurada mademki Türkiye Kobani için yardım eli uzatacak o zaman tanpon bölge talebine koşullu evet demek gerekmez mi? Türkiye’ye buraya karışmayacağını garantilersen ben de senin beni gerekçe göstererek sınırlardan içeri girmene itirazda bulunmam demesi gerekir. Ama bunu demiyor Türkiye bize silah versin IŞİD’le savaşalım diyor. Hükümetin içerde kopacak gürültüye aldırmadan, orduda oluşacak riskleri önemsemeden bunu yaptığını varsaysak bile bunun ileri de PKK tarafından kendisine karşı kullanılmayacağını varsayması nasıl beklenebilir. Burada mantıklı olan YPG’nin Türkiye’nin bir ön şart olarak koyduğu ÖSO ile pazarlık yapıp bağlaşık olması karışlığında ordunun kendisi ile birlikte IŞİD’le savaşması olası tek yoldur. Bunu yapmadan Türkiye’ye Kobaniye yardım et deyip sonra da sınırdan geçince bunu saldırı sayarız demek tek kelime ile tutarsızlıktır.

Buraya kadar Devlet denilen kurumun mantığı içinde baktığınız da Rojova’ya ilişkin anlayışın çok da sorunlu görünmediği söylenebilir. Ancak bu anlayışın insaniliği hiç kuşkusuz sorgulamaya açıktır. Çünkü Rojova’nın yok edilmesi demek Suriye Kürtlerinin büyük bir soykırıma uğraması demektir bu tür bir duruma seyirci kalan bir Türkiye’nin ise hiç kimseye insanlık dersi vermesi beklenemez. Bunu yapan bir Türkiye’nin Baba Esad’ın Hama katliamından, Saddam’ın Halepçe katliamından farkı olmayan bir katliama imza atması demektir. Türkiye Suriye’yi Ruandalaştırmış demektir ki böyle bir Türkiye uzun vadede Lahey de insanlık suçu işlemek suçlamasından kendisini zor kurtarır.

O yüzden Türkiye mademki Suriye konusunda ileri adımlar atmak istiyor Kürtlere Esad’a karşı güvenceniz benim burada özerk bir biçimde örgütlenmenize Türkiye’ye saldırmamak kaydı ile göz yumarım. ile birilikte olmanız halinde sizi korurum da demelidir. O zaman sınır ötesine geçip tampon bölge kurmanın hem insani, hem de siyasal meşruiyeti olur.

VİCDAN VE DEVLET (Haşmet Demirel)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*